Aldatılmak yok artık

Kadınların pek çoğunun derdidir seversin aldatılırsın. Yok mu şöyle güvenilir sadık erkekler var elbette ama nedense hiç bize denk gelmezler. Ben de bu konuya el atacak bir yazı yamak istedim. Artık aldatılmak yok diye de başlık attım. Umarım sevginin güvenden sonra geldiğini kavrayabilir sevgili travesti dostlar zira artık aldatan değil güvenilir erkekleri hayatımızda istiyoruz. Yoğurdu üfleyerek yemeniz, hiç yoğurt yemeyeceğiniz anlamına gelmez. Sadece bu davranışınız sayesinde, bu tarz insanlarla karşılaştığınızda, tekrar tekrar aynı hataya düşmenizi engellemiş olursunuz. Her mutlu ilişkinin, mutlu sonla bitmeyeceği gerçeğini kabul edersiniz. Böylece fazla hayal kurmaz, daha gerçekçi olursunuz. Bir ilişkiden gerçekte ne istediğinizi daha net anlarsınız. Bir daha kolay kolay kandırılmazsınız. Yaşayarak öğrenmek, çoğunlukla kötü bir tecrübe edinme şekli; ama karşınıza çıkan herkes böyle olacak diye bir kaide de yok. Kafanızı dağıtmak için yaptığınız her aktiviteyle, aslında kendinize yeni bir özellik kazandırırsınız. Bir anda düştüğünüz boşlukta, sırf kafa dağıtmak için katıldığınız kurslar sayesinde daha önce aklınızda olmayan birçok şeyi deneyebilir ve yeni beceriler kazanabilirsiniz. Aldatılan kadınlar ve erkekler yaşadıkları bu kötü olaydan sonra daha güçlü kadınlar ve erkekler olarak yeniden doğuyor! Nasıl mı? Kendinizi dinlemeye başlarsınız. Artık hayattaki birinci önceliğiniz kendinizsiniz. Daha öncesinde de böyle olmalıydı; ama kendinize ayıracak pek vakit bulamıyordunuz. Şimdi kendinizi analiz edip, daha yakından tanıma zamanı. Farkında olmadığınız bir sürü şey keşfedebilirsiniz! İlişkinizdeki önceliğiniz aşk değil, güven duygusu olur. Bir ilişkide en önemli şeyin aşk değil, güven duygusu olduğunu anlarsınız. Bunu neden defalarca tekrar ediyorum biliyor musun? Çünkü sen sadece yakışıklı diye gidip beş para etme adamlara takılma diye ben seni çok seviyorum ama o çapkın erkekler yok mu işleri güçleri yalan dolan kandırma olmuş. Daha yeni İstanbul travestilerinden Ayça’nın başına gelenler ortada işte mesele sevmek değil güven vermek diye üstüne basa basa yazacağım. Son olarak, Nietzsche’nin o meşhur cümlesi bu durumda da geçerli: “Sizi öldürmeyen şey güçlendirir.” Sevgiyle kalın güvenilir ellerde sevilin İclal.

Geçmeyen yorgunluk

Kronik Yorgunluk Sendromu günümüzün sık rastlanan hastalıklarından birisidir. Yorgunluktan muzdarip kişiler devamlı olarak yorgun ve bitkindirler, günlük yaşamlarını sürdürmekte zorlanırlar. Ne kadar çok uyurlarsa uyusunlar devamlı yorgun hissederler. Bu uzun bir süre devam edebilir ve sağlık üzerinde zararı etkileri vardır. Şimdilik, Kronik Yorgunluk Sendromuna neyin yol açtığı ya da onu neyin tetiklediği tam olarak bilinmemektedir fakat bağışıklık sisteminin zayıflığı, virüsler, stres, aşırı kaygı ya da endişe, uzun süre boyunca aşırı çalışma, baskı, gıda dengesizliği (vitamin, protein ya da demir eksikliği) ya da depresyon gibi nedenlerle bağlantısı olduğu düşünülmektedir. Bu durumun teşhis edilmesi zor olabilir çünkü pek çok durumda doktorlar onu kendi başına bir hastalık olarak değil bir grup belirti olarak ele almaktadır. İlk adım, bir uzmana danışmak ve mümkünse kan testleri yaptırarak vücutta herhangi bir besin eksikliği olup olmadığını belirlemektir. Kronik yorgunluk tedavisinin iki işlevi vardır, belirtileri azaltmak ve bağışıklığı kuvvetlendirmek. Kronik yorgunluk şikayeti olan İstanbul travestilerinden aldığım ısrarlar dolayısıyla bu yazıyı yazma gereği duydum. Büyük şehirlerde hele böyle bir metropolde bunu yaşamayan yok gibidir. Her gün bir tatlı kaşığı zencefil kökünden yapılmış bir bardak çay içmek yorgunluğa iyi gelecektir. Maca kökü, bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve yorgunluk ve bitkinliğin önüne geçmekte birebirdir. Aynı zamanda iyileştirici etkisi de vardır. Kahvaltınızla beraber bir tatlı kaşığı maca kökü yiyin. Peynirin ya da ekmeğin üzerine serpebilirsiniz veya süte karıştırabilirsiniz. Nerede bulabileceğinizi açıkcası bilmiyorum travesti bir dostum önerdi bana da o gönderdi ama devamını nereden bulurum bilmiyorum. Kenevir tohumu, içerdiği magnezyum sayesinde faydalıdır. Her gün bir avuç yemek önerilir, salataların, çorbaların, sulu yemeklerin ya da sosların üzerine serpebilirsiniz. Arı poleni gençleştirici etkisiyle bilinir. Fiziksel performansı ve doğurganlığı arttırmak için kullanılması önerilir. Bağışıklık sistemine en çok yararı sağlaması için balla karıştırılabilir. Her gün aç karnına bir tatlı kaşığı yiyebilirsiniz. İki çorba kaşığı geven otunu bir bardak kaynar suya atın. Üstünü kapatın ve soğumaya bırakın. Bu karışımı günde iki kere için, zayıflamış bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardım eder. Sağlıklı günler dilerim İclal.

 

 

Kırılan tırnaklar

Tırnaklarım benim neredeyse en önem verdiğim parçamdır onları düzenli olarak temizler kısaltır ve bakım yaparım. Nemli olmaları düzgün görünmeleri çok önemlidir içinizde tırnak yiyen travesti dostlar varsa hemen söyleyeyim ben de nerdeyse 25 yaşıma kadar tırnak yedim ama sağlığa çok zararlı olan bu alışkanlıktan bir oje sayesinde kurtuldum ve o gün bugündür tırnaklarıma bakarım. Gelelim zayıf ve kırılgan tırnaklı İstanbul travestilerinden Melis’in ne yapacağım sorusuna ha söylemedim değil mi bana özelden yazmış sen her şeye bir yazı yazıyorsun bunu da yaz da ben de bilinçleneyim diye aşk olsun dedim yazmaz mıyım derhal ve işte yazı karşınızda iyi okumalar.Tırnaklarınız zayıf ve kırılgansa bu vücudunuzdaki önemli vitamin ve minerallerin eksik olduğunun bir işareti olabilir. Bu nedenle dışarıdan alacağınız günlük vitamin takviyeleri kırılmalar için iyi bir çözümdür. Bunun dışında beslenme düzeninize biotin içerikli yiyecekleri eklemek de tırnaklarınızı güçlendirir.B7 vitamini ve H vitamini olarak da bilinen biotin, yumurta, fındık, bakliyat, tam tahıl, muz ve mantar gibi gıdalarda bulunur. Diyetinize bu gıdaları eklemek tırnaklarınızı güçlendirir. Protein sadece kaslarınız için iyi değildir. Yeterince protein almamak kırılgan tırnaklara sahip olmanıza neden olabilir. Bu nedenle protein açısından zengin gıdalar tırnaklarınız için iyi besin kaynaklarıdır. Tırnaklarınızın protein ihtiyacını karşılamak için bol bol balık, tavuk, yağsız sığır eti, yumurta, fasulye ve yağsız süt tüketin. Susuz kalmak tüm vücudunuz için kötüdür. Tüm sisteminizi etkileyen susuzluk zayıf tırnakların da en önemli sebeplerinden biridir. Tırnaklarınıza iyi bakmak için günde yaklaşık dokuz bardak su için ve dehidrasyonu önleyin. Tırnaklarınız sadece içeriden neme ihtiyaç duymaz, dışarıdan da destek ister. Bunun için gün içinde iyi bir nemlendiriciyi ellerinize yedirmeyi ihmal etmeyin. Özellikle ellerinizi yıkadıktan sonra süreceğiniz nemlendirici tırnaklarınıza çok iyi gelecektir. Su içmek tırnaklarınıza iyi geliyor. Ancak tırnaklarınızı çok fazla su içerisinde tutmak onların katmanlarına zarar verir. Bu nedenle temizlik yaparken ya da bulaşık yıkarken ellerinize mutlaka eldiven geçirin. Aksi halde suya maruz kalan tırnaklarınız kurur ve bu da kolayca kırılmasına neden olur. Ojesiz gezmezsiniz biliyorum ama ojenin uzun süre tırnaklarınızın üstünde kalması da onların kurumasına ve kırılmasına neden olur. Arada dinlendirin tırnaklarınızı bırakın hava alsınlar sağlıklı ve güzel günleriniz olsun İclal.

 

Acı aşk

ab

Aşk acı verirmiş bunu bilmeyen yoktur sen de yaşadın ve gördün her aşkın acı yanı var doğru ama acı diye vazgeçmek olmaz. Aşktan vazgeçmeden sevmelere devam etmelisin. Şimdi sonunu düşünüp sevmeyim dediğinde kalbine söz geçiyor mu? Hanginiz bıraktınız bir sevdayı sonunda acı var diye ben bırakmam sonuna katlanırım ama yaşarım. Durum ağır hastalık haline gelmemişse sevin travesti bireyler asla bırakmayın. Hesapçı zihnini bırakmak zorundasın. Riske girmek zorundasın. Tehlikeli bir şekilde yaşamak zorundasın. Diğeri seni incitebilir; kırılgan olmakla ilgili korku budur. Diğeri seni reddedebilir; âşık olmaktaki korku budur. Diğerinde bulacağın kendi yansıman çirkin olabilir; sıkıntı budur. Aynadan uzak dur. Ancak aynadan uzak durarak güzelleşmeyeceksin. Durumdan kaçınarak gelişemeyeceksin. Meydan okuma kabul edilmek zorundadır. Kişi sevginin içine girmek zorundadır. Bu Tanrı’ya doğru ilk adımdır ve o aradan çıkartılamaz. Sevgi basamağını aradan çıkarmaya çalışanlar Tanrı’ya ulaşamayacaktır. Bu mutlaka gereklidir çünkü bütünlüğünün farkına sadece diğerinin varlığı tarafından kışkırtıldığında, mevcudiyetini diğerinin mevcudiyeti ile zenginleştirdiğinde, sen kendi narsis, kapalı dünyanın dışına açık gökyüzüne çıkarıldığında farkına varırsın. Sevgi açık bir gökyüzüdür. Sevmek kanatlanmaktır. Ancak sınırsız gökyüzü mutlaka korku yaratır. Ve egoyu bırakmak çok acıdır, bize egoyu yetiştirmemiz öğretilmiştir. Egodan hiç haz etmeyen İstanbul travestilerinden Ayda, ego seni geriye götürmek için çabalar sen uçuruyorum sanırsın demişti bir dost toplantısında evet ego uçurduğunu düşündürürken yere çakar insanı hem de tepetaklak olursunuz. Egonun bizim yegâne hazinemiz olduğunu zannederiz. Biz onu korumaktayız, biz onu süslemekteyiz, biz onu sürekli olarak parlatmaktayız ve sevgi kapıyı çaldığında, sevginin içine girmek için yapılması gereken tek şey, egoyu bir kenara bırakmaktır. Kesinlikle acı verir. Bu senin tüm yaşamının işidir, bu senin yarattığın her şeydir: Bu çirkin ego, “Ben varoluştan ayrıyım” çirkin fikri. Bu fikir çirkindir çünkü o gerçek değildir. Bu fikir hayal mahsulüdür, ancak var olan toplumumuz her bireyin bir mevcudiyet değil bir kişilik olduğu fikri üzerine kurulmuştur. Hakikat şudur ki dünyada hiçbir kişi yoktur; sadece mevcudiyet vardır. Sen yoksun: Bir ego olarak, bütünden ayrı olarak. Sen bütünün parçasısın. Bütün senin içine nüfuz eder, bütün senin içinde nefes alır, içinde nabız atar, bütün senin hayatındır. Bütünden kopmadan sevginin içinde egodan uzak olmalıyız sevgiyle kalın İclal.

Mutluluğun formülü

mutluluk

Mutluluğun bir formülü var mı bilmiyorum ama ben mutluluğumun formülün bulan insanlardanım. Bir şey olmak uğruna çabalamak yerine hiç olmayı seçtim. Hiçlik olma yolunda Yunus Emre gibi davranıyorum. Kamil insanların hiçlik yolu kadar değil elbet, ömür yetmeyecekti büyük ihtimal, o yolu tamamlamaya ama kendi acizliğimizde hiç olmak. Kayıplar yok, iddia yok, hırslar kıskançlıklar yok, bizi hasta insan yapabilecek her şeyden uzakta, “hiç” olmak. Çok şey olmaya çalışmak, kendi beğenimizi kazanmak dışında neye yarar ki? Başkalarının beğenisini toplamaya!!Düşünelim biraz daha, biz dünyadaki tüm iddialarda başta olalım,her şeyin en iyisi, en güzeli bizde olsun, karşımızdaki yine egosundan, kendi görmek istediği doluluk kadar, bizi dolu sayacaktır, ne kadar beyhude bir uğraş. Hastalanacak kadar azmettik ama o görmek istediği kadarını gördü. Kaldık yine, kendimize verdiğimiz değerle baş başa. Şu dünya zamanında, ayakta çarık, üstte aba, yalın gezmek değil elbette bu hiçlik. Elimizden geleni sergilerken, doğamıza uygun adımlar atabilmek. Yan gelip yatmak hiçbir şey yapmamak değil bahsettiğim hiçlik yapabildiğinin en güzelini yapmak, en iyi neyi yapıyorsan onu yamak bir nevi çalışarak ama olamayacağın şeyler için üzülmeden kırıp dökmeden kısaca insan olmaya devam ederek hiç olmalısın. İnsan olmak zor değil de Sema’nın ( İstanbul travestileri ) dediği gibi biraz emek lazım biraz çaba göstermelisin. Aslında içinde aktığımız nehrin suyunu, biz ayarlıyoruz. Coştuğunu hayal ettikçe, terse küreklerle başarmak adına, ispatlar adına, kan ter içinde mutsuz ve yorgun bitap düşüyoruz. Kuş ne olduğunu biliyor, açlığını doyuruyor, yuvasını kuruyor, evlatlarını koruyor. Ağaçlar önce köküne, sonra dışarı doğru büyüyor, “ben çam ağacıyım, ama dilersem çınar da olurum” diye kendini mutsuz kılmıyor. Doğa bizden ayrı mutlu, onun saf kabullenişle, şarkılarını duymamak sağırlık olur. Tüm canlılar, tüm maddeler ne ise onun içinde gelişiyor, bütünün parçasını olduğunu bilerek. Hür irademizi, başkalaşmak için kullanıp, düpedüz mutsuz olan sadece bizleriz. Hiç isek kaybımız nedir? Bize parmağını sallayarak, yağmur gibi eleştiri yapan insanlar,” sen de kimsin, şu kadar bu kadar kötü yanın var” dediğinde gülümseyerek hiçim diyebilmek… Denesek ve hafiflemenin verdiği müthiş duyguyu tadabilsek… Gerilim yok, itirazlar yok, kavgaya dönüşemez ki… Boş değil hiçim, içimi dolduracak, benim var oluştan aldığımdan başka şey değil. En tombul su damlası olmaya çalışsam ne ki? Derya da bir su damlasıyım, birisi gelir bakar der ki az sonra buhar olacak kadar hiçsin, evet hiçim, bir başkası bütünden bakabilir, deryayı görür evet deryayım. Hiçlik, küçülerek büyümek gibi görünür, kimin umurunda. Ben umursamıyorum sen de öyle yap sevgiyle kalın İclal.

 

 

 

 

İlişki emek ister

kadıns

Kadın ve erkek dünya kurulduğu günden beri aynı noktada buluşmayı bilememiş iki canlı üstelik aynı türden olmalarına rağmen asla birbirlerini anlayamamış garip ama gerçek bir canlı türüdür. İnsan dediğiniz dünyaya hükmeder, hayvana hükmeder, canlıları cansızları dize getirir ama bir kendi türüne gücü yetmez. Bir tek birbirlerini anlamazlar. Kadın mesela çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez. Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur. Kadın susarak gider! En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. Konuşan kadını başınıza taç yapmanız gerekirken tutar artık yeter sus diye azarlarsınız. Meyra ( İstanbul travestileri )  en son kendi yaşadığı ilişkiden örnek veriyor o kadar bıktım ki laf anlatmaktan en son susmayı seçtim o sustuğumu sanırken ben ondan çoktan gitmiştim diyor. Evet kadınlar susarak gider beyler yazın bunu bir kenara. O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. Bizi anlamak o kadar zor değil ki yeter ki dinlemesini bilin. Sevgilerimle İclal.

 

 

Güne moralli başlayın

mor

Gün doğduğunda yataktan kalkmak için önce söylenip sonra homurdanıyorsanız yanlış yapıyorsunuz. Sabahın ilk dakikalarından kendinize böyle bir kötülük yapmayın. Mutlu olmasanız bile kendinize küçük bir mutluluk hediye edin gülümseyin. Kendinizden nefret etmekten vazgeçin. Kendinizi küçük görmeyi bırakın. Kollarınız kendinize dolayıp, ” Her şeyin güzel, saçlarını dökülüyor olabilir, ama sahip olduğum tek şey sensin” deyin. İnsan zayıf yanlarıyla da insandır. Güçsüzlüklerinizle barış yaptığınız zaman her şey daha kolaylaşacaktır. Bunu söyleyebildiğinizde artık sizi kimse yıkamaz. Önemli olan sabah uyandığınızda kendinize değer verip yüzünüze küçük de olsa bir tebessüm yerleştirmektir. Ben mutluyum demek zor biliyorum ama üzgün olmak kadar zor olmasa gerek. Her gün birisi ya da bir şey için, iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. (Örneğin “Seni seviyorum” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın) Ancak asla “Ben yaptım”, “ben gittim”, “ben hallettim” gibi sözleri kullanmayın. Sabahleyin evde ve işte karşılaştığınız insanlara gülümsemeye çalışın. Bu sizin için zorsa kendinizi zorlayın. Çünkü bedenin de buna ihtiyacı var. Gülümsediğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceğinizi biliyor musunuz? (ancak gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle de gülümsemeye çalışın) Bunun aksine kaşlarınızı çattığınız zamanda olumsuz duygularla örülü bir çemberin bedeninizi saracağını unutmayın. Gülümsemek bedava iken neden somurtmaya kaş çatmaya uğraşıyorsunuz gelin gülelim tebessüm edelim. Ben bu kuralı yıllardır uygularım İstanbul travestilerinden Gül’ün gizli formülüdür bu bana da o öğretti ve iyi ki öğretmiş. Hep karşılığını aldığım tek şey oldu gülümsemek. . Mutluymuş gibi davranırsanız mutlu olmanızı sağlayacak ruhsal durumu davet eder ve bunun sonunda gerçekten mutlu olursunuz. Okuduğunuz gazeteyi düşünün. Olumsuz haberlere içiniz kararmıyor mu? Sabah ilk karşılaştığınız insanlara yönelik olarak kendinizle ilgili “olumlu haberler ” yayınlayın! Unutmayın,  işyerinizde ve çevrenizdeki insanlar bu “haberlere” göre sizin hakkınızda fikir sahibi olacaktır. . Kendinizi zihninizin gözüyle resmedin. Örneğin o gün, nasıl olmak ve nasıl görünmek istiyorsanız öyle.. “Güçlü, güvenli ve dinlenmiş vs”.. Bu olumlu imgenizin nasıl eksiksiz gerçekleştiğine siz bile inanamayacaksınız. Eğer günlük işleri iyi gidiyormuş gibi zihnimizde canlandırırsak işler inanın ki iyi gidecektir! Kendinizi sevmiyorsanız o gününüz iyi geçmeyecektir. Kendimi seviyorum sizi de seviyorum saygılarımla İclal.

 

Korkma

kork

Korkularım var hayattan tat almayı unuttum. Bu sözleri bazen ben de söylüyorum. İnsan her duyguyu yaşadığı gibi korkuyu da sonuna kadar yaşıyor. Korktuğumuz şeyler sürekli değişse de verdiği panik havası hiç değişmiyor. Öncelikle şunu hatırlamalısın. Sevginin olduğu yerde korku olamaz. Karanlık mı ürkütüyor seni korkma. Karanlık; sana aydınlığın güzelliğini, anlamını öğretiyor. Yüreğini büyütüyor. O tarafta çok kalmadığın sürece sorun yoktur. Karanlıktan alacaklarını al ve ışığı tetikle. Aydınlandığını göreceksin. Aynı babadan, aynı özden geliyor, yaşamın özünde karanlık ve aydınlık var. Birbirinden ayırt edemezsin, sadece kabullenebilirsin. Ve kabullendiğinde ikisinin ortasında bir kapı olduğunu ve tokmağı ittiğin tarafa çıkacağının farkına varırsın. Sen kapıyı karanlığa doğru açmışsın ve karanlık bölmeye geçmişsin. . Dünyana kabul ettiklerin sayesinde şu an karanlıktasın, ama şunu unutma, dünyana onları sen kabul ettin! Bu sorun değil, karanlıkta kalmaya devam edersen sorun olacak; fakat bizim konumuz bu değil. Şu an karanlıktasın ve buna isyan etmenin bir anlamı yok. Karanlıktaysan ancak aydınlığı düşünebilirsin. İnsanlar bu yanılgıya çok düşüyor. Yaşamın kararmış tarafındalar ve aydınlığa ulaşmak yerine isyan ediyorlar. O zaman bir ışık yak! Bir mum yak! Bu senin elinde! Seni korkutan şeyleri alt alta yazabilirsin. Neden korktuğunu da karşılarına bak şimdiden korkularının basit birer yazı olduğunu gördün. Sana korkma demeyeceğim sevgisizlikten kork, yalnızlıktan kork dostlarını kaybetmekten kork ama yaşamaktan korkma. En derin acılarla kavrulurken bile sev yaşamayı. Dedim ya sevginin olduğu yerde korku filiz veremez. Sevdiği insanlarla birlikte ol mesela bu akşam o çok sevdiğin İstanbul travestilerinden dostunun kapısına git ve ona söyle artık onu çok sevdiğini belki bir kişiyle değişmez kaderin ama sayıyı arttırmak da senin elinde azaltmak gibi seçim senin. Kapıyı ittin ve karanlık tarafa geçtin, sonra kapı kapandı ve sen orada sıkıştın kaldın. Yaşama dair hissedebileceğin neredeyse hiçbir şey yok! Orada olduğun sürece isyan etmen çok doğaldır. Seni anlıyorum. Oraya nasıl geldiğini çok iyi izliyorum. Belki de aynı yollardan geçerek geldik buralara ve pek çok kişi de geçti bu yollardan sen sadece sev kardeşim sevgin sonsuz olsun İclal.

 

İçinde kalmasın

Başına kötü şeyler geliyor ve sen susuyorsun. Sana yapılan haksızlıklar karşısında söyleyecek eminim çok sözün vardır. Ne hikmetse çıkmıyor işte dilinden kelimeler dökülmek yerine boğazında düğümleniyor. Birine kızıyor, öfkeleniyorsun; Ama hak ettiği cevabı veremiyorsun.

Geçenlerde hiç hak etmediğin halde ne biçim bir hakaret yedin ama insanlık ben de kalsın dedin değil mi İstanbul travestilerinden Bade hatırladın olayı ama susuyorsun yine çünkü sen doğru olanı yapıyorsun keşke herkes senin gibi azıcık düşünse tartsa da öyle söylese o acımasız sözleri ama maalesef herkes aynı olmuyor. Ö kadar yol gidip mesela Ankara travestileri ile buluştuğun zaman,

gitmek istediğin yeri, seyretmek istediğin filmi, yemek istediğin yemeği söyleyip yiyemiyorsun. Hep onların istediği şeyleri yapıp onları mutlu etmeye çalışıyorsun. Sen ne kibar bir insansın fakat bazen kibarlıkta bir yere kadar götürüyor insanı sonrası içine attıkların ve içinde biriktirdiklerinle kalan sen, yalnızca sen oluyorsun.

İyi güzel de şimdi suçlu kim? Suçlu sensin kardeşim azıcık da aç ağzını sen saydır. İstersen bir düşün

Birisine isteklerini söylersen ne olur?”Sen ne garip birisin” deyip seni dışlayacağını ya da sevmeyeceğini mi düşünüyorsun? Önüne geçemediğin sevilme korkun ya da onay takdir ihtiyacın mı var? O yüzden mi hep susuyorsun? İnsanlar seni hep sevsin diye mi bütün bunlara katlanıyorsun? Sen onları oldukları gibi kabul ediyorsun ama sıra sana gelince kabul edilmemek gibi bir korkuya kapılıyorsun kusura bakma ne demişler dost acı söylermiş. Hadi yalan de, sen de amma attın travesti İclal de. Ama yine susuyorsun çünkü ben haklıyım sen de bunu çok iyi biliyorsun. Benim derdim seni kırmak dökmek değil yanlış anlama sadece sana olan sevgimden söylüyorum bu sözleri.

Bilmelisin travesti kardeşim; Sana yapılan haksızlıkları içine atmaya devam edersen orada kendine yer kalmaz. Vazgeç artık bundan içini boşalt ve rahatla. Ben her zaman senin yanında olacağım. Ne kadar küçük olursa olsun ilk adımı isteyerek at. Mucizeler bir gün mutlaka gerçekleşir bir mucize de benim için sen yap. Sevgiyle kal.

Gülmek insana yakışıyor

Gülebilen tek canlı insandır. Ben televizyonda ağlayan hayvanları çok gördüm ama gülen başka bir canlı göremedim. Ağaçlar yara aldıkları zaman kuruyabilir tarlalardaki yabani hayvanlar açlıkla acıyla bağırabilirler; ancak yalnızca ben gülmekle ödüllendirilmiş bulunuyorum ve bunu istediğim zaman kullanabilirim Bundan böyle gülme alışkanlığını edineceğim.

Gülümseyeceğim anlayışım artacak; kıkırdayacağım sorumluluklarım hafifleyecek; güleceğim hayatım uzayacak çünkü uzun yaşamanın sırrı budur ve bu sır şimdi benim oldu. Dünyaya katıla katıla gülmek istiyorum. Ağlamak, sızlanmak bana göre değil ben bu dünyaya mutlu olmak mutlu etmek ve sadece gülmek için geldim. En güzeli de beni taklit etmek isteyen herkese hadi beraber gülelim bu dünyaya diyeceğim.

Başıma gelen en kötü olay biçin bile “bu da geçer gülüm” demeyi öğreneceğim.Gülmeyi çok seven İstanbul travestilerinden Azra’nın bana bir öğüdü vardı kulağıma küpe yaptım “ölümden başka her şeye çare var takma kafana” ben bu lafı ne zaman başım sıkışsa hatırlarım. hayata güler geçerim. Çünkü dünyevi olan her şey gelip geçicidir Yüreğim daraldığı zaman bunun da geçeceğini düşünerek teselli olacağım Başarı ile şişindiğim zaman bunun da geçici olması nedeniyle kendimi uyaracağım Yoksulluktan boğulduğum zaman kendime bunun da geçici olduğunu söyleyeceğim Zenginlik kazandığımda da kendime bunun geçici olduğunu söylemeliyim.

Bu günden sonra gözümden yaş sadece gülmekten gelecek. Öyle her dara düştüğümde gözyaşlarına sarılmak yok. Sıkıca sarılacağım elimdeki değerler, herkesi sevmeyi öğreneceğim. Ama kimseye iplerimi teslim etmeyeceğim. Sen bana düşman olmak istesen de ben sana düşman olamam ki çünkü gülmekten senin yaptığın kötülüğü bile göremedim. Her şeyden önce kendime güleceğim çünkü kendisini çok ciddiye alan bir insan kadar gülünç bir şey yoktur. Ne için ciddi olacakmışım ki? dünya dediğin iki gün süren bir sınav ben sınavı geçmek için gülmeye geldim bu dünyaya, sen şimdi benimle dalga geçmeye çalışırken bile ben sana sadece gülüyorum.

Sen gülmeyi bilmiyorsan başta da dediğim gibi insanlığını bir sorgula bakalım. Belki de insanlık mayan zayıftır ve yanlış bir şeklide gelmişsindir dünyaya çünkü insan dediğin gülebilen tek canlıdır. Gülmekten ayrılmayın. Sevgilerimle.