Homofobi

Homofobinin nedenleri toplumsal, dini, ideolojik ya da psikolojik olabilir. Homoseksüel ilişki birçok dinde veya mezhepte lanetlenmiş, dini metinlerde Sodom ve Gomora örneğinde olduğu gibi homoseksüelliğin kabul gördüğü toplumların tanrı tarafından cezalandırıldığı öne sürülmüştür. Küçük yaştan itibaren kendini dinsel öğretinin içinde bulan birey, okudukları ve duyduklarının ışığında küçük yaşta homofobik yaklaşımlar içerisine girebilir.

Homofobinin kökenleri psikolojik olabilir. Örneğin kendisinin eşcinsel olduğundan şüphelenen ve bu durumdan endişelenen birey, bu korkusunu homofobi olarak dışa vurabilir.

Heteroseksüel kişilerin homoseksüelliğe (eşcinselliğe) karşı duyduğu mantık dışı korku, nefret veya ayrımcılık şeklinde tanımlanan homofobinin neden ve nasıl geliştiğine dair pek çok yorum yapılabilir. Bilim adamları, kişinin ebeveyni tarafından yetiştirilme tarzının, kişilik özelliklerinin ve içinde yaşanılan kültürün bunda etkili olabileceğini tartışıyor. Yeni bir araştırma ise hangi faktörlerin homofobide etkili olduğunu açıklamaya çalışıyor.

Araştırmacılar, üniversite öğrencilerinin cinsel tercih ve yönelimlerini hem kendi ifadeleri ile öğrendi hem de dışarıya göstermedikleri “örtük/gizli” yönelimlerini bir test sayesinde belirledi. Bu sayede kendini heteroseksüel olarak ifade eden kişilerin dışarıya yansıtmadıkları homoseksüel bir eğilimleri olduğu gerçeği ortaya çıktı.  Destekleyici ve kabul edici ebeveynler tarafından yetiştirilen katılımcıların kendi cinsel tercihlerine dair daha rahat oldukları ve içlerinde yaşadıkları ile dışarıya yansıttıkları arasında bir fark olmadığı gözlendi. Buna karşın, otoriter ebeveynler tarafından yetiştirilen katılımcıların ise cinsel tercihleri ile dışarıya gösterdikleri yönelim arasında büyük fark olduğu ortaya çıktı. Sonuçlara göre özellikle kontrol edici ebeveynlerin olduğu ve homoseksüellere karşı önyargılı bir ebeveynin bulunduğu ortamlarda yetişen kişilerin ileride homofobi geliştirme riski daha yüksek.  Ayrıca gerçek cinsel yönelimi ile kıyaslandığında kendini daha heteroseksüel olarak nitelendiren kişilerin ise homoseksüel kişilere karşı daha fazla düşmanlıkla tepki verdiği görüldü. Cinsel yönelime dair katılımcıların gizli ve belirgin tutumları arasındaki örtüşmezliğin homoseksüel karşıtı tutumlara, dışlama ve ayrımcılık gibi davranışlara neden olduğu da ortaya çıkan bir diğer sonuç.

Kısaca kişi eğer hemcinslerine karşı ilgi duyuyor, ancak bunu göstermeye çekiniyor ve heteroseksüel yönelimini ifade ediyorsa, bu uyuşmazlık nedeniyle homofobi geliştirebiliyor ve homoseksüellere olumsuz davranışlar sergileyebiliyor. Ayrıca araştırma, homofobi gelişiminde ebeveynlerin tutumunun da oldukça etkili olduğunu gösteriyor.

Birçok Batı Avrupa devletinde homofobinin nefret suçu kapsamında olmasına ve cezai yaptırımlar bulunmasına rağmen homofobi halen diğer Avrupa devletlerinde de mevcuttur. Homofobi nedeniyle saldırıya uğrayan ,öldürülen insan sayısı maalesef tam olarak bilinmemesine rağmen sayının oldukça yüksek olduğu söylenebilir.

Herkesin birbirini sevmesini beklemiyoruz tabi ama bu yanlış gelişen duygular yüzünden insanların öldürülmesi, aşağılanması, travesti gibi kelimelerle küçük düşürülmeye çalışılması özellikle 21. Yüzyıla yakışmayan davranışlardır.

Kişileri sırf kendi korkularımız yüzünden dışlamak, küfürler etmek yerine empati kurmayı denemek en doğru davranış şekli olacaktır. Saygılarımla.

 

Kısa süren evlilikler

Aşık olduğumuz zaman gözümüz ondan başka hiçbir şeyi görmez olur, mantığımız devreden çıkar.

Kısa flört devresinin arkasından evlilik hazırlıkları yapılmaya başlanır. Daha dün tanıştığımız huyunu suyunu tam olarak bilmediğimiz bir insanla ömür geçirmeye söz verir ve o imzayı atarız.

Dünyada hiçbir yaptırım gücü olmayan tek imza evlenirken attığımız imza olsa gerek, şart yoktur, kısıtlama yoktur. Bugün imzayı atıp, yarın vazgeçeriz bir ömür birlikte olmaktan mahkeme kapılarında birbirlerine sert bakışlar bazen hakaretler eşliğinde herkes kendi yoluna gider.

Kalbimiz bir kere çarptı diye yapılan bu evlilikler temelinde gerçek sevgi ve saygı taşımadığı için çok kısa sürer. Aynı takımı tutmadıkları için boşanan çiftler bile olduğunu duyuyorum, kanım donuyor.

Oysa evlilik çocukken oynadığımız evcilik oyunu gibi değildir. Hava kararınca herkes kendi evine gitmez bir insanın en mahrem, en zayıf, en savunmasız anlarına eşlik ettiğiniz bir dönemdir.

Çıkarken ben sakal bıyık sevmem diye kestirdiğiniz tüyleri, eşiniz evlenince koy verir gider,  güzel giyindiğini düşündüğünüz eşinin evlilik boyunca sizi hep paspal karşılayabilir hatta uykudan uyanıp şiş gözlerle sağa sola bağırıp emirler de yağdırabilir. Mesele de burada başlar siz karşınızdaki kişinin her durumuna hazır mısınız?

İnsanlık hali  her  zaman hayata fit bir şekilde katılamayabilirsiniz. Bazen saç baş dağınık,  kirli, çekilmez olabilirsiniz. Peki karşınızdaki kişi sizi her halinizle sevebilir mi?

Hasta olduğunuzda sümüklü mendillerinizi yerlerden toplayacak mı? Gerekirse hastane de başınızda günlerce uykusuz kalabilecek mi? En önemlisi de sizin değer verdiğiniz önemsediğiniz şeyleri o da sevip, sayacak mı?

Eve gelen akrabanıza sizin hatırınıza güler yüz gösterebilen, sizin sevdiğiniz her şeye katlanabilen bir eş bulmak için öncelikle kalbinizi değil mantığınızı dinleyin.

Aynı cinsle yapılan evliliklerin karşı cinsle yapılan evliliklerden daha uzun ömürlü olduğunu biliyor muydunuz?

Eşcinsel çiftler hatta pek çoğu yasal olarak kanun önünde birbirine söz bile vermemişken birbirlerini daha fazla tanıyorlar ve birlikte daha iyi vakit geçirebiliyorlar.

Aynı türle yapılan evliliklerde çekilen sıkıntılar birbirine yakın olduğu için eşler birbirlerine tahammül ederken, normal çiftlerin bu kadar çabuk boşanması bana  oldukça manidar geldi , travesti ya da eşcinsel olarak adlandırılan bu bireyler hayata aynı noktadan baktıkları için daha mutlu bir ömür sürüyorlar. Evlenmeye karar verdiğiniz insanın her türlü halini yakından tanımadan o imzayı atmanızı önermem. Hele ki çok çabuk verilmiş bir çocuk sahibi olma kararı sizi zor durumda bırakabilir.

Evlilik kutsal bir müessesedir ve her iki tarafın da fedakarlık yapmasını gerektirir. Her zaman verici ve yapıcı olmak anlayışlı davranmak eşlerin asli görevi olmalıdır.

Bir yastıkta kocamak için mutlu ve uzun evlilikler dilerim.